Türkiye Belediyeler Birliği ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi eski Başkanı Ekrem İmamoğlu, İstanbul Üniversitesi diploması iptal edildikten hemen sonra ‘suç örgütü kurucusu olmak, irtikap, rüşvet, nitelikli dolandırıcılık, terör örgütüyle iş birliği ve yolsuzluk’ suçlamalarıyla 19 Mart 2025 günü sabah saatlerinde gözaltına alındı. Ardından tutuklanan İmamoğlu, hepi topu dört gün içinde Silivri’ye götürüldü.
Olacakları yandaş basın mensupları (!) ya yazıyor ya da tv kanalllarındaki açık oturumlarda dile getiriyorlardı. Akşam ne anlattılarsa sabah o oluyordu.
Hayret ettik mi? HAYIR!
Beklenen gelişmelerdi bunlar, çünkü siyasal iktidar bunların olacağını haftalar öncesinden çeşitli yollarla duyurmuş, kamuoyunun nabzını ölçmüştü.
Kamuoyunun bu kararlara tepkisi, siyasal iktidarın beklediğinin çok üzerinde oldu.
İktidarın attığı adımlarla ekonomide inanılması güç riskler ortaya çıktı.
BORSADA KAYIP BÜYÜK
BIST TÜM Endeksinin değeri 1,9 trilyon lira (50 milyar dolar) düştü. Piyasa değeri en fazla düşen şirketler sıralamasında bankalar önde geliyor. Piyasadan yabancı çıkışları oldu, yerli yatırımcılarda da dövize geçişler hızlandı.
Kabaca Türkiye sadece dört günde 200 milyar dolar kaybetti.
Gösterge faizinin oranı yüzde 37,09’dan yüzde 44,60’a kadar yükseldi; dolayısıyla Hazinenin borçlanma maliyeti 7,51 puan arttı. Türkiye’nin risk primi (CDS primi) 250 baz puandan 383 baz puana yükseldi. Bu artış, dış borçlanma maliyetimizi ciddi şekilde artırmış oldu.
TC. Merkez Bankası, bu türbülansta döviz kurunun fırlayıp gitmesini önlemek için piyasaya milyarlarca dolar tutarında döviz satışı (26.2 milyar dolar) yaptı. Bu adımlar TCMB’nin ciddi rezerv erimesi yaşamasına neden oldu.
GECELİK FAİZ
TCMB Para Politikası Kurulu, carry trade yoluyla gelen yabancı yatırımcıların ve dolar bozdurup Türk Lirası mevduata geçen ya da tahvil satın alan yerli yatırımcıların yeniden dövize dönmelerini önlemek amacıyla olağan dışı bir toplantı yaparak gecelik borç verme faizini yüzde 44’den yüzde 46’ya yükselti. Böylece faiz koridorunu genişletmiş oldu. TCMB bu kararla birlikte haftalık repo ihalelerine ara vermeyi de kararlaştırdı. Bu durumda gecelik borç verme faizi TCMB’nin bu dönemdeki politika faizi konumuna geçmiş oluyor ki bu durum TCMB’nin faizi yüzde 46’ya yükselttiği anlamına geliyor. TCMB, bu adımlara ek olarak likidite senedi de ihraç edecek.
Bu bir haftalık sürede kamu bankaları ve kurumları aracılığıyla boyutunu tam olarak belirleyemediğimiz hisse senedi alımları yapılarak borsa endeksinin daha fazla düşmesi de engellenmeye çalışıldı.
Yurt dışından Türkiye’deki siyasal gelişmelere ve yatırım ortamında oluşan olumsuzluklara yönelik ağır eleştiriler geldi. Bu gelişmeler böylece devam ederse ileride Türkiye’nin kredibilitesi hakkında karar verecek olan reyting kuruluşlarının kararlarını da olumsuz etkileyecek gibi görünüyor.
NELER OLACAK?
Özetle bu haftaya başlarken görünüm böyleydi. ‘Önümüzdeki dönemde neler olur?’ sorusuna net yanıt vermek gerçekten çok güç.
Bu konudaki tahminlerimi paylaşmaya çalışayım.
Protestolar bir kez üniversitelere girdi mi kolay kolay bitmiyor. O nedenle geçtiğimiz hafta yaşadıklarımızı geçici olgular zannedip ona göre tavır almak doğru olmaz, bu durum kanımca uzunca bir süre artık Türkiye’nin olağan görünümü olacaktır.
Buradan çıkışın yolu ekonomide önlem almak değildir. Kuşkusuz onlar da gerekli ama yeterli değil. Buradan çıkışın yolu yargının bağımsızlığının sağlanması, ahbap çavuş demokrasisinden gerçek demokrasiye geçilmesi, liyakate göre atamalar yapılması gibi ekonomiyle doğrudan ilgili görünmeyen ama aslında tam olarak ilgili olan düzenlemelerin yapılmasından geçiyor.
90’lı yıllarda kabul edilen ‘ikiz yasalar’ konusunun çalışılması gerekiyor. Avrupa Birliği ülkelerinde yaşanan süreçlerin en az bir kez daha okunması, atılan adımların neler olduğunun bilinmesi yerinde olacaktır.
Kritik soru şu; ‘Siyasal iktidar benim gördüğümü görüp durumu düzeltmek için adımlar atacak mı?’ Bugüne kadar sergilediği yaklaşımlar, siyasal iktidarın bu adımları atmayacağı hatta tam tersi adımları atmaya devam edeceği görünümünü veriyor.
Yasalar çerçevesinde hareket eden güvenlik kuvvetleri bu aşamada kritik bir görev üstlenecek. Yürüyenleri koruyacak ve sakin olacaklar, ‘gaz ve su kullanma‘ yerine gençlerin liderleriyle ve parti il başkanlarıyla konuşmanın yolunu bulacaklar. Aksi halde şiddet içerikli fotoğraf ve videolar yayıldıkça ülkenin reytingi hızla düşer.
ÜRETİM TESİSLERİ KAPANIR
Döviz cinsinden borçlanarak yatırım yapan girişimcilerin durumu içaçıcı değil. Artan kur nedeniyle sermayeden yemeye başlayacaklar. Bu aşamada bugüne kadar elde ettikleri (+) değeri kaybetmek istemeyenlerin hızla işçi çıkaracaklarını söyleyebilirim.
Daha dün iki fabrikası olan ve işlerinin iyi gittiğini düşündüğüm bir iş insanıyla konuştum. Ömrünün 40 yılı üretimde geçen arkadaşım meğerse iki fabrikayı birleştirerek bire düşürmüş bile... Otomotiv ana sanayi kuruluşlarından yeni sipariş gelmediği için 300 olan işçi sayısını 45’e kadar düşürmenin planlarını yapıyordu. Zaten ilk fabrikayı kapattığında 100 işçi çıkardığını, geriye kalan 200 işçi içinden en gerekli olan 45 kişiyle ayakta kalmanın yollarını arayacaklarını üzüntüyle anlattı. Elektrik, doğalgaz, yemek, sigorta, hammadde ve ulaşım gibi girdilerdeki maliyet artışlarının sanayiciyi zorladığını, istikrarın bozulmaması için tüm olumsuzları sineye çektiklerini, son gelişmelerin kendilerini ürküttüğünü de sözlerine ekledi.
Tekstil sektörü Mısır, Bangladeş, Başkurdistan, Bulgaristan, Türkmenistan ve Özbekistan gibi görece kültürel bağlarımız olan ülkelere göç etti. Makine ve otomotiv yan sanayi de üretim tesisleri için doğru adres arayışına girebilir yakında.
Özetle; siyasetteki çalkantılar ekonomide derin yaralar açıyor, insanımızın morali bozuluyor ve kapanan ya da ülkeyi terk eden her fabrika binlerce insanı etkiliyor.
Sakin olmalı, anayasada yazdığı gibi; laik demokratik sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğini el ele kurmalıyız.
Cumhuriyeti koruyacak ve kollayacak olan gençleri küstürmeyelim. Onlar üretecek, çalışacak, buluş yapacak, yapay zekaya endeksli gelişmeleri onlar yönlendirecek, gerektiğinde vatan için yine onlar bir adım öne çıkacak.
İmamoğlu şu ya da bu şekilde halkın arasına döndüğünde yüzde 65’le kazanır ve ülkenin yeni lideri olur. Sonrasında ne olur bugünden bilemiyorum.
Yaşasın tam bağımsız Türkiye!
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
Bursa Haber
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Can TOPAKTAŞ
Siz tepişirken ülke kaybetti
Türkiye Belediyeler Birliği ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi eski Başkanı Ekrem İmamoğlu, İstanbul Üniversitesi diploması iptal edildikten hemen sonra ‘suç örgütü kurucusu olmak, irtikap, rüşvet, nitelikli dolandırıcılık, terör örgütüyle iş birliği ve yolsuzluk’ suçlamalarıyla 19 Mart 2025 günü sabah saatlerinde gözaltına alındı. Ardından tutuklanan İmamoğlu, hepi topu dört gün içinde Silivri’ye götürüldü.
Olacakları yandaş basın mensupları (!) ya yazıyor ya da tv kanalllarındaki açık oturumlarda dile getiriyorlardı. Akşam ne anlattılarsa sabah o oluyordu.
Hayret ettik mi? HAYIR!
Beklenen gelişmelerdi bunlar, çünkü siyasal iktidar bunların olacağını haftalar öncesinden çeşitli yollarla duyurmuş, kamuoyunun nabzını ölçmüştü.
Kamuoyunun bu kararlara tepkisi, siyasal iktidarın beklediğinin çok üzerinde oldu.
İktidarın attığı adımlarla ekonomide inanılması güç riskler ortaya çıktı.
BORSADA KAYIP BÜYÜK
BIST TÜM Endeksinin değeri 1,9 trilyon lira (50 milyar dolar) düştü. Piyasa değeri en fazla düşen şirketler sıralamasında bankalar önde geliyor. Piyasadan yabancı çıkışları oldu, yerli yatırımcılarda da dövize geçişler hızlandı.
Kabaca Türkiye sadece dört günde 200 milyar dolar kaybetti.
Gösterge faizinin oranı yüzde 37,09’dan yüzde 44,60’a kadar yükseldi; dolayısıyla Hazinenin borçlanma maliyeti 7,51 puan arttı. Türkiye’nin risk primi (CDS primi) 250 baz puandan 383 baz puana yükseldi. Bu artış, dış borçlanma maliyetimizi ciddi şekilde artırmış oldu.
TC. Merkez Bankası, bu türbülansta döviz kurunun fırlayıp gitmesini önlemek için piyasaya milyarlarca dolar tutarında döviz satışı (26.2 milyar dolar) yaptı. Bu adımlar TCMB’nin ciddi rezerv erimesi yaşamasına neden oldu.
GECELİK FAİZ
TCMB Para Politikası Kurulu, carry trade yoluyla gelen yabancı yatırımcıların ve dolar bozdurup Türk Lirası mevduata geçen ya da tahvil satın alan yerli yatırımcıların yeniden dövize dönmelerini önlemek amacıyla olağan dışı bir toplantı yaparak gecelik borç verme faizini yüzde 44’den yüzde 46’ya yükselti. Böylece faiz koridorunu genişletmiş oldu. TCMB bu kararla birlikte haftalık repo ihalelerine ara vermeyi de kararlaştırdı. Bu durumda gecelik borç verme faizi TCMB’nin bu dönemdeki politika faizi konumuna geçmiş oluyor ki bu durum TCMB’nin faizi yüzde 46’ya yükselttiği anlamına geliyor. TCMB, bu adımlara ek olarak likidite senedi de ihraç edecek.
Bu bir haftalık sürede kamu bankaları ve kurumları aracılığıyla boyutunu tam olarak belirleyemediğimiz hisse senedi alımları yapılarak borsa endeksinin daha fazla düşmesi de engellenmeye çalışıldı.
Yurt dışından Türkiye’deki siyasal gelişmelere ve yatırım ortamında oluşan olumsuzluklara yönelik ağır eleştiriler geldi. Bu gelişmeler böylece devam ederse ileride Türkiye’nin kredibilitesi hakkında karar verecek olan reyting kuruluşlarının kararlarını da olumsuz etkileyecek gibi görünüyor.
NELER OLACAK?
Özetle bu haftaya başlarken görünüm böyleydi. ‘Önümüzdeki dönemde neler olur?’ sorusuna net yanıt vermek gerçekten çok güç.
Bu konudaki tahminlerimi paylaşmaya çalışayım.
Protestolar bir kez üniversitelere girdi mi kolay kolay bitmiyor. O nedenle geçtiğimiz hafta yaşadıklarımızı geçici olgular zannedip ona göre tavır almak doğru olmaz, bu durum kanımca uzunca bir süre artık Türkiye’nin olağan görünümü olacaktır.
Buradan çıkışın yolu ekonomide önlem almak değildir. Kuşkusuz onlar da gerekli ama yeterli değil. Buradan çıkışın yolu yargının bağımsızlığının sağlanması, ahbap çavuş demokrasisinden gerçek demokrasiye geçilmesi, liyakate göre atamalar yapılması gibi ekonomiyle doğrudan ilgili görünmeyen ama aslında tam olarak ilgili olan düzenlemelerin yapılmasından geçiyor.
90’lı yıllarda kabul edilen ‘ikiz yasalar’ konusunun çalışılması gerekiyor. Avrupa Birliği ülkelerinde yaşanan süreçlerin en az bir kez daha okunması, atılan adımların neler olduğunun bilinmesi yerinde olacaktır.
Kritik soru şu; ‘Siyasal iktidar benim gördüğümü görüp durumu düzeltmek için adımlar atacak mı?’ Bugüne kadar sergilediği yaklaşımlar, siyasal iktidarın bu adımları atmayacağı hatta tam tersi adımları atmaya devam edeceği görünümünü veriyor.
Yasalar çerçevesinde hareket eden güvenlik kuvvetleri bu aşamada kritik bir görev üstlenecek. Yürüyenleri koruyacak ve sakin olacaklar, ‘gaz ve su kullanma‘ yerine gençlerin liderleriyle ve parti il başkanlarıyla konuşmanın yolunu bulacaklar. Aksi halde şiddet içerikli fotoğraf ve videolar yayıldıkça ülkenin reytingi hızla düşer.
ÜRETİM TESİSLERİ KAPANIR
Döviz cinsinden borçlanarak yatırım yapan girişimcilerin durumu içaçıcı değil. Artan kur nedeniyle sermayeden yemeye başlayacaklar. Bu aşamada bugüne kadar elde ettikleri (+) değeri kaybetmek istemeyenlerin hızla işçi çıkaracaklarını söyleyebilirim.
Daha dün iki fabrikası olan ve işlerinin iyi gittiğini düşündüğüm bir iş insanıyla konuştum. Ömrünün 40 yılı üretimde geçen arkadaşım meğerse iki fabrikayı birleştirerek bire düşürmüş bile... Otomotiv ana sanayi kuruluşlarından yeni sipariş gelmediği için 300 olan işçi sayısını 45’e kadar düşürmenin planlarını yapıyordu. Zaten ilk fabrikayı kapattığında 100 işçi çıkardığını, geriye kalan 200 işçi içinden en gerekli olan 45 kişiyle ayakta kalmanın yollarını arayacaklarını üzüntüyle anlattı. Elektrik, doğalgaz, yemek, sigorta, hammadde ve ulaşım gibi girdilerdeki maliyet artışlarının sanayiciyi zorladığını, istikrarın bozulmaması için tüm olumsuzları sineye çektiklerini, son gelişmelerin kendilerini ürküttüğünü de sözlerine ekledi.
Tekstil sektörü Mısır, Bangladeş, Başkurdistan, Bulgaristan, Türkmenistan ve Özbekistan gibi görece kültürel bağlarımız olan ülkelere göç etti. Makine ve otomotiv yan sanayi de üretim tesisleri için doğru adres arayışına girebilir yakında.
Özetle; siyasetteki çalkantılar ekonomide derin yaralar açıyor, insanımızın morali bozuluyor ve kapanan ya da ülkeyi terk eden her fabrika binlerce insanı etkiliyor.
Sakin olmalı, anayasada yazdığı gibi; laik demokratik sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğini el ele kurmalıyız.
Cumhuriyeti koruyacak ve kollayacak olan gençleri küstürmeyelim. Onlar üretecek, çalışacak, buluş yapacak, yapay zekaya endeksli gelişmeleri onlar yönlendirecek, gerektiğinde vatan için yine onlar bir adım öne çıkacak.
İmamoğlu şu ya da bu şekilde halkın arasına döndüğünde yüzde 65’le kazanır ve ülkenin yeni lideri olur. Sonrasında ne olur bugünden bilemiyorum.
Yaşasın tam bağımsız Türkiye!